İnsan hayatında önem arz eden ölçüler umumiyetle birçok kere vuku bulan olaylardan edinilen tecrübelerden sonra şekillenir. Bazen okunan bir kitabın etkisi bazen bir söyleşinin zihinde bıraktığı iz ile yeni açılımlar için düşünce dünyamızı tekrar gözden geçiririz. Yazı etiği açısından isim ve yer belirtmeden varolan bir tıkanıklığın, problemin, savrulmanın bamteline harfler ile dokunalım.
Entelektüellerin kitaplarını, köşe yazılarını, internetteki yazılarını, röportajlarını okudukça ‘’zaman içinde savrulmayan kim kaldı? ‘’ sorusunu kendime daha çok sorar oldum. Ölçüsü ve usulü olmayan akademisyenlerin olaylar yaklaşımı, süreci değerlendirmeleri ve süreci yönlendirmeleri hiçbir zaman bu kadar pragmatist olmamıştır diye iç geçiriyorum. Tabi bu konuda istisna olan birkaç akademisyeni tenzih ederek tespitimi ifade ediyorum. Gerek yaşadığımız coğrafyada gerekse dünyanın farklı coğrafyalarında entelektüellik en sığ, en etiksiz, en savrulmuş halini yaşıyor.
Egemen paradigmaya karşı duruşu ile durduğu yere gelen entelektüellerin bugün egemen paradigmanın savunucusu durumuna gelmiş olması onlarca develasyondan daha beter bir yıkıma sebep olmaktadır. Bu yıkımın farkı ilk etapta fark edilmemesidir. Gelişim ve değişim pozitif anlamda olduğu zaman iyidir. Maalesef günümüzde bunun örneğini bulmak çok zor. Entelektüeller işlevini yerine getirmeyince doğru ile yanlış yer değiştirmekte birkaç iyi gelişmenin yanında var olan onlarca kötü durum perdelenmektedir. Gerektiğinde otoriteye karşı tavrını sergileyen, sözünü esirgemeyen bir anlayıştan, otoritenin yanlışlarını tevil yolu ile doğru gösterme sanatı icra etme pespayeliği ile karşı karşıya kaldık maalesef.
Mevcut paradigmaya her türlü karşı olunması gerekirken, maddi kazanç ve popüler olma kaygısı ile işlevini kötüye kullanan bir entelektüel sapma ile yüz yüzeyiz. Ezilenlerden ve zayıf olanlardan yana tavır alınması gereken yerde güç odakları ile birlikte aynı çerçevede olmanın hazzını yaşayan bir vasatta bu duruma itirazı olan entelektüellerin seslerinin kısık çıkması hem ironik hem de paradoksal bir sonuç doğuruyor. Yüzlerini hak ve adalet penceresine çevirmesi gerekenler, yüzlerini güç, ihtiras ve otoriteye çevirince gerçek ile yalan birbirinden ayırt edilemez oluyor. Örneğin, insan hayatı ile dengeler arasında tercih söz konusu olduğunda dengelerden yana tavır alan yaklaşım gerçeği tersyüz edip topluma sunabilmekte ve toplum bu yanlış algıyı kabul edebilmektedir.
Toplumdaki bireylerin düşünceleri ve tespitleri genel olarak entelektüellerin kitap ve diğer yazımsal çalışmalarından beslenmektedir. Savrulmuş entelektüellerin sayısı arttıkça toplumdaki yanlış yönlendirilme ve yanlış tespitler artmaktadır. Bu durum, entelektüelleri ön plana çıkaran medyanın gücü ile de ayrıca ilgilidir. Gazete köşelerinde, dergilerde, internet medyasında ve TV’lerde görüşlerini ifşa etme imkanı bulan entelektüellerin günahına medyada ortaktır. İyiye doğru gidiyoruz, iyi işler oluyor edebiyatı ile yitirdiğimiz değerlerimiz ve kaybettiğimiz eleştiri kültürümüz perdeleniyor. Bu gidişe karşı erdemli bir duruş sergileyen mevcut paradigmayı temellerinden sarsmaya niyetli entelektüeller ise kirli propaganda ile saf dışı bırakılmak isteniyor. Bu meyanda, erdemli entelektüellerin dayanışma eksikliğine de işaret etmek gerekiyor.
Paradigma ile mesafeli duran entelektüellerin ise ilk önce seküler ve asabiyet reflekslerinden kurtulmaları gerekiyor. Kendi toplumunun dinamiklerine sahip çıkmayan entelektüeller yine egemen güçlere bir şekli ile hizmet ediyorlar. Onların hesabına gelen söylemler ortaya koyuyorlar. Toplumun sosyal dokusunu önemsemeyen bir entelektüel ancak kendi dünyasında kendisini tatmin etmiş olur. Eğer entelektüeller sorumluklarını hakkı ile yerine getirmiş olsalar, bugün hak arama eylemlerinde otoriteden yana söylemleri dillerine pelesenk etmek yerine meydanlarda hak arayanların yanında olurlardı. Bu entelektüeller görevlerini yerine getirmeyince, toplumun ayrışması yanlısı olan bir kısım akademisyenler provokatif ve şiddet içeren yöntemler ile sivil itaatsizlik adı altında piyasaya çıkabilmektedirler. Bu durumun önemli sebeplerinden biri de şiddet ve ayrışmaya karşı sivil itaatsizlik yanlısı entelektüellerin sorumluluklarını icra etmeyip, otoriteden nemalanma ile zaman geçirmelidir.
Eleştirmeyen entelektüel eleştirilmelidir. Mevcut paradigmaya muhalif iken savunucusu durumuna gelen otorite ve şakşakçı entelektüelleri eleştirilmelidir. Toplumun içinde duran, toplumun dinamiklerini önemseyen muhalif entelektüeller sahiplenilmelidir. Entelektüellerin sapma ve savrulmalarını ancak toplum içindeki eleştiri ve uyarılar engelleyebilir.
Ferhat Özbadem