İslam'da Hakimiyet/Egemenlik fikri,İslami Siyaset Teorisinin en önemli unsurlarından biridir.Çağımızdaki İslami Devlet teorilerinin ayrıca en çetrefilli ve girift meselelerinden de biridir.Hakimiyet/Egemenlik unsuru modern devlet anlayışında ve İslami Devlet teorilerinde de devlet içindeki kanunlara meşruiyet ve geçerlilik kazandıran merkezi bir kavramdır.Bir devleti diğer beşeri kurumlardan ayıran en önemli unsur Hakimiyet/Egemenlik kavramıdır.
Egemenlik (hakimiyet), her çeşit devlet projesinde olduğu gibi,İslam devleti projesinde de üçüncü temel manevi ögedir.Hakimiyet anlamına gelen egemenlik,kendisinden üstün bir kudret tanımayan irade demektir.Hukuksal dayanağı açısından,kimileri egemenliği İlahi bir iradeye dayandırırken kimileri de milletin fertleri arasında yapılan sözleşmeye dayandırmışlardır. (Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı,Hukukun Temel İlkeleri, Ankara 1983, syf.151)
Ancak kaynağı ne olursa olsun, iç hukukta egemenlik, üstün irade niteliği taşırken milletlerarası hukukta ise devletlerin iradeleri birbirine eşit oldukları için eşitlik ifade etmektedir.
Egemenlik çok önemli bir ilkedir.Çünkü egemenliğin kaynağı itibariyle mevcut hukuk sistemleri ve bu hukuk sistemlerinden kaynaklanan devlet anlayışları da çeşitli sınıflara ayrılır.Egemenliğin kaynağı itibariyle hukuk sistemlerini,biri ilahi,diğeri beşeri olmak üzere ikiye ayırmak mümkün iken,devlet düzenlerini ise bu anlamda 3'e ayırmak mümkündür.
1. Sadece İlahi iradeye dayanan devlet yönetimi (Teokratik Devlet)
2. Sadece Beşeri iradeye dayanan devlet yönetimi (Demokratik Devlet)
3. İlahi iradeyi esas,beşeri iradeyi tali kabul eden devlet yönetimi (İslam Devleti)
Binaenaleyh İslam Siyasi anlayışı,devleti oluşturan unsurlardan millet ve ülke unsurlarına farklı yaklaştığı gibi “egemenlik” unsuruna da farklı yaklaşmaktadır.Ona göre mutlak egemenlik kesinlikle yaratıkların değil,yaratıcınındır. İslam anlayışı,diğer nimetleri Allah'ın eseri olarak gördüğü gibi siyasi yönetimi,yani devleti de Allah'ın eseri olarak görmektedir. (De ki: Ey mülkün sahibi Allah! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın;dilediğini yüceltir ve dilediğini alçaltırsın (3/26) Nimete mazhar olan kul,nimeti,Allah'ın iradesi doğrultusunda kullanmakla yükümlüdür.
Hamidullah'ın ifade ettiği gibi İslamiyet,toplumun siyasi hakimiyetini,kainatın tabii hakimiyetine bağlayarak mutlak hakimiyetin Allah'a ait olduğunu,insanın ise gerçek mülkün (devlet) sahibi değil de Allah'ın memuru ve vekil-idarecisi olduğunu ifade eder. Dolayısıyla insan,Rabbinin iradesine uygun olarak hareket etmelidir.(Muhammed Hamidullah, makaleler, 1986, syf.880)
Şu halde Sekülarist Batı düşüncesinde yer alan “egemenlik” kavramı ile İslam anlayışında yer alan “egemenlik” kavramı arasında büyük farklar sözkonusudur. Batı siyasal düşüncesine göre “egemenlik”ten maksat “ulusal egemenlik” iken; İslam Siyasi Düşüncesine göre “egemenlik” gerçekte insan unsurunun değil,insanın ve kainatı yaratıcısı ve yaşatıcısı olan Allah'a aittir.İnsan, O'nun yürürlükte olan yasalarını ancak O'nun adına uygulamakla ve bunun uygulanıp uygulanmadığını denetlemekle yükümlüdür.
Nitekim Kur'an'-ı Kerim'in “Hakimiyet sadece Allah'a aittir” Yusuf-40 ilkesine dayanan İslam'ın egemenlik düşüncesi, Allah'ın iradesinden daha üstün bir irade tanımaz ve kainatta mutlak hakim ve egemen olan İlahi iradeyi evrenin önemli bir parçası olan insanın bireysel ve toplumsal hayatına da hakim rehber kılmaya çalışır.(İslam Hukukunda Siyasi Yönetim, Dr.Abdulaziz Beki, syf.90-91)
Kur'an Allah'ın hakimiyetini vurgularken, ayrıca insanın da Allah'ın halifesi olduğunu sık sık tekrarlaması kayda değer bir husustur. Allah (c.c) kendisinden başka hiçbir güce ihtiyacı olmadığı halde, Hakimiyetini ve egemenliğini toplumsal düzlemde yaymak için iradesinin, müminlerin iradesiyle/eylemiyle gerçekleşmesini/tahakkuk etmesini ister… Bir çok ayette Rabbimiz İnsana vermiş olduğu sorumluluklardan bahseder.
Temel hak ve özgürlüklere yapılan tecavüz, baskı, zulüm, işkence, fitne tamamen yok oluncaya; sadece Allah’ın düzeni, din, medenî kurallar, Allah adına varlığını ve hâkimiyetini sağlayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer inkârdan, küfürden, işkence ve zulümden vazgeçerlerse, inkâr ile, isyan ile baskıya, aleyhte propagandaya devam eden zalimlerden başkasına düşmanca davranmayın.(Bakara-193)
Temel hak ve özgürlüklere yapılan tecavüz, baskı, zulüm, işkence ve fitne ortadan kalkıncaya, sadece Allah’ın dini ve düzeni, medenî kurallar, İslâm, toplumda Allah adına varlığını ve hâkimiyetini tamamen sağlayıncaya kadar onlarla savaş. İnkâra, işkence ve zulme son verirlerse, bilsinler ki, Allah onların işledikleri amelleri biliyor, görüyor, davranışlarını mükâfatlandıracak.(Enfal-39)
Milletlerarası düzeyde ise hakimiyet kavramı,devletin belirli bir halk ve ülke üzerinde yasama hakkına sahip oluşunun kabulünü ifade etmektedir.Milli düzeyde ise,hakimiyet bir toplum üzerindeki hükümranlıkla birlikte düşünülmektedir.
Egemenlik, bir insan topluluğunu hukuki ve siyasi bakımdan organize ederek devlet haline dönüştüren ve bunun işleyişini sürekli kılan iradedir.
Devleti oluşturan ülke ve insan topluluğu arasında hukuki bir rabıta kuran egemen irade/kudret, mevcudiyeti her siyasallaşmış toplum açısından zaruri bir hukukî olgu olarak ortaya çıkmaktadır.
Egemenlik aynı zamanda bir toplumdaki hukuki meşrutiyet ile ilgili bir kavramdır.Hukuki meşrutiyet anlayışına sahip bulunmayan bir siyasi toplum (devlet haline dönüşmüş toplum) düşünülemez.Hukukî meşrutiyet ise,toplum içinde buyurma erkinin ve hukuk kurallarının kaynağını kendisinden aldığı nihai bir iradenin mevcudiyetini zorunlu kılmaktadır.
Bu itibarla egemenlik belli bir ülke dahilindeki en yüksek emretme hakkı olarak tezahür etmektedir. Bu emretme hakkı geniş anlamda olup, sınırlı bir yeryüzü parçasında yaşayan insan topluluğunun hukuki ve siyasi yapılanması ile bunun daimi kılınması hususundaki bir üstün yetkiyi ifade etmektedir.Şu halde egemenlik,devletin bir kurucu unsuru olarak, ilk siyasallaşmış insan toplumundan bu yana her devlette ve pozitif hukuk düzenine (sosyolojik değil) sahip her toplumda var olmuş bir hukuki olgudur.
Egemenlik, fonksiyonel bakımdan, yani bir ülke dahilinde gördüğü işlev yönünden her toplumda aynıdır.O da temelde devleti kurarak ona yetkilerini bahşeden irade olmasıdır.İşte bu yönüyle egemen irade her devlet bakımından ortak bir hukuki gerçekliktir.Faklılık, bir ülke içindeki egemenliğin kime,nasıl ve niçin ait olduğu; yani ülke dahilindeki en yüksek buyurma iktidarının kaynağı ve sahibi ile ilgili telakkilerin başkalığından ortaya çıkmaktadır.Buna göre, hukuk sistemlerinin bir egemenlik ve meşrutiyet anlayışlarının olup olmadığından değil, zorunlu olarak mevcut olan bu hukuki olgunun kavranma tarzından söz etme imkanı vardır.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, egemenlik kavramının İslam hukuku bakımından da bu çerçevede ele alınması gerekmektedir.Klasik İslam Hukuk literatüründe egemenlik kavramı doğrudan ve müstakil bahisler tarzında ele alınmamıştır.Bununla birlikte, İslam hukukçularının pozitif hukukun oluşturulmasına ve yönetim yetkisinin kullanımına yönetlik fikirlerinden hareketle egemenlikle ilgili anlayışlarını tespit etmek mümkündür.
Sözgelimi İslam Hukukunda temel değer ve hüküm kaynağı problemini konu edinen Fıkıh Usûlü'nün “Hâkim” bahsi, Şia'nın imamlarının nassla tayinini öngören ilkesi, ya da Ehl-i Sünnet'in halifenin, ümmetin vekili/nâibi olduğu ve seçimin asıl olduğu gibi ilkeleri egemenlik problemine geçmiş İslam hukukçularının nasıl baktıklarını koyacak ölçüde bilgi vermektedir.
Çağdaş İslam Hukukçuları ise,bilhassa XX.yüzyılın başlarından itibaren (Bu yüzyılın başlarında Sunnî doktrinin egemenlik anlayışı doktora tezine konu olmuştur: Ahmet Sakka, La Souverainete en Droit Musulman Sunnit, These de Doctorat, Paris 1917), İslam Hukukunun egemenlik anlayışını, hukukun diğer konularında olduğu gibi, klasik fıkhın aksine genel ve müstakil bir kavramsal çerçeve içinde ele almışlardır. Bu çalışmaların kazandıkları metodolojik yenilik hususunda Kıta Avrupası hukukunun; egemenlik meselesinde ise özellikle Fransız hukukunun tesirini görmek mümkündür.Bununla birlikte kimi yazarların klasik dönem İslam hukukçularının egemenlik sorunu ile ilgilenmedikleri yolundaki görüşleri kanaatimizce kavram ve kavramı izah sadedinde ileri sürülen teori arasındaki farkı ayırt edememekten kaynaklanmaktadır.
Egemenliğin mahiyeti itibariyle,bir ülkedeki hukuki meşrutiyet ile ilgili bir kavram olduğu anlaşıldıktan sonra tartışma konusu kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Devam edecek...