İnsanoğlu yeryüzüne ne için geldiğini elbette akıl sahibi olarak sorgulamıştır..Nereden geldiğini,ne için burada olduğunu,nereye gideceğini de..Şüphesiz bu durumda insanın elinde,tahmin,zandan başka bir şey olamaz...Bizatihi kendini bir anda dünyada bulan bir varlık olarak iki arada bir derede kalır...Çevresine bakar bitkileri,hayvanları görür,toprağı çiğner ve gökyüzünü seyreder...Anlamaya çalışır en başta hayatta kalmayı...Ancak bu sadece yeterli olmuyordu...Hala o can alıcı üç soru aklındadır...Hiç bir yere varamayınca da kendisini teskin edecek bir karara varır...Tabiat bir döngüdür yıllardır süregelen ve değirmenin öğüttüğü gibi öğütüleniz..Sırası gelen öğütülüyor,kısa bir devre yaşıyor ve ölüyor...Ben ise bu kısa zaman zarfında,barınma,giyinme,yiyecek gibi temel ihtiyaçlarımı halletmek için çaba harcamalıyım... Bitkiler,hayvanlar ve ben bu tabiatın renkleriyiz ve bu öyle devam ediyor...En sonunda topyekün tüm kainat yok olacaktır...Hepimiz...
İnsanoğlu kendi aklınca böyle düşünür...İşte bu noktada birisi çıkıp diyor ki:
"İkra!İsmi Rab olana"..(Alak 1).Oku sana indirilen metni,oku kainat kitabını,oku seni,oku tezekkür et!!İsmi Rab olan ile...Öyle ki tüm bu gördüğün şeyler O'ndandır...Tesadüfi değildir.Tesadüf diye bir şey ahmak aklın düzenbazlığıdır...Oku ve araştır...Gör incelikleri...Her şey bir düzene,ölçüye bağlanmıştır...
Peki ama niye bu düzen ve ölçü soluyor ve ölüyor?
"O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır."
(Mülk 2)
Yani biz burdayız boş yere değil,tesadüfen tabiat anamızın döngüsü üzerine değil ve bunu bir el yapıyor öyle mi ? :)
Evet..Öyledir :)...
Yani benim evvelim,bugünüm ve yarınım var ve boş yere değil,bir düzen üzerine kurulu...Peki O kim?
O Hu'dur..HÛ... “HÛ’vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ HÛ”! İster vahiy yollu gelsin, ister bilinç yollu üzerine eğilinsin, algılanan her “şey”in hakikatinin derûnu... Öylesine ki; Ekberiyet tecellisi sonucu önce “haşyeti”, sonucu olarak da “hiç”liği yaşatır ve bu yüzden de O’nun hakikatine erişilemez!Basîretler ona ulaşmaz!” Mutlak bilinmezliğe ve kavranılmazlığa işaret ismidir!
O Allah'tır; Allah...Öyle bir isimdir ki... “Ulûhiyet”e işaret eder!“Ulûhiyet” hem “HÛ” ismi ile işaret edilen “Mutlak Zât” anlamını içerir; hem de “Zatî” İlim mertebesinde, ilmiyle ilmini seyir anlamında oluşmuş, “nokta”lar âlemlerini, her bir “nokta”yı oluşturan kendine özgü “Esmâ” mertebelerine işaret eder! “Zât”ı itibarıyla, “şey”in ayrı, “Esmâ”sı itibarıyla “şey”in aynı olan Al- lâh ismiyle işaret edilen; âlemlerden Ğaniyy ve benzeri olmayandır!'
O Ahad'dir..Ahad ;Hiç boşluğu olmayan, eksiksiz, kusursuz, gediksiz, deliksiz, içine nüfuz edilmesi muhal, sırf, salt, birşey girmesi ya da çıkması söz konusu olmayan, sınırsız, sonsuz, cüzlere bölünmesi mümkün olmayan, cüzlerden, zerrelerden meydana gelmiş olmayan “TEK” ! “AHAD” olan “ALLAH”, sınırsız-sonsuz, zerrelere bölünmezdir..
O Samed'dir,Samed;Som, kendisine bir şey eklenmesi, genişlemesi ya da kendisinden bir şey açığa çıkması söz konusu olmayan.. Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.
O; doğmadı,doğrulmadı.... Kendisinden varolmuş meydana gelmiş ikinci bir yapı yoktur ve Kendisini var eden eklenen de yoktur...
Ve gördüğün,aklından geçirdiğin ihç bir şey O'na denk değildir...O'nu göremezsin gözünle lakin derununda aklınla görebilirsin,basiretinle tabiatta görebilirsin okuyarak!
Ben gerçekten çok sevinçliyim biliyor musun? Ben şaşırmıştım şimdi doğruyu buldum ve şüphe kalmadı bende..Artık kendimi çok güçlü hissediyorum..Bir Rabbim var ve ben tesadüfen gelmedim..Ben kulluk için burdayım ve yapacaklarımın karşılığını, yarın ölümü tadarak geçeceğim yeni boyutlu, sonsuz hayatımda göreceğim...Seni seviyorum Rabbim! Sen ne büyüksün!! Sen ancak bizi ıslah ve ihya edebilirsin teslimiyet,kulluk ile...Bize merhamet olarak irsal ettiğin Rasül'e ve Kuran'a tabi olarak...Selam olsun onlara!..
Muhammet Elbir
23 Ramazan 1432 23 Ağustos Salı 2011
|