Son dönemlerde İslâm’ın bu dünyadan soyutlanmış bir tapınak dini değil; siyasî, sosyal ve ekonomik düzenle de ilgili görüşleri bulunan bir din olduğu fikri sıkça dillendiriliyor. Elbette bunlar yeni tartışma konuları değil. Ancak bir zamandır bu tartışmaların alevlendiği söylenebilir. Bu ortamda Mevdûdî’nin “İslâm’da Siyasî Sistem” kitabını bir kez daha hatırlamanın yerinde olacağını düşünüyorum.
Mevdûdî bu kitapta İslâm’ın siyasî ve sosyal hayata dönük yüzünü irdeleyip, kısmen ekonomik düzenle ilgili yorumlarda da bulunuyor. İslâm’ın kendine has politik ve ekonomik bir sisteme sahip olduğunu söyleyen Mevdûdî, İslâm ve ideolojiler arasında benzerlikler bulanları da meşhur bir misalde anlatıldığı gibi fili tarif ederken filin farklı yerlerine dokunup buna göre farklı tarifler üreten adamlara benzetiyor.
İlâhi, demokratik bir hükümet
Kitapta tarih boyunca diktatör yöneticilerin “Rabblik ve ilahlık” iddiasında bulunduğu, bunu doğrudan yapmasalar bile eylemleri ve istekleri ile bunu ortaya koydukları anlatılıyor. Buna göre peygamberlerle kendini ilah ilan eden yöneticiler arasındaki mesele dünyadaki mevcut şeylerin kimin hâkimiyeti altında olduğu değil, insanların kime itaat edeceği meselesidir. Hâkimiyetin ve yaratma gücünün Allah’ta olduğunu bilen yöneticiler bile itaat konusunda kendilerini öne çıkarmaktan geri durmazlar.
Mevdûdî, bu tür yöneticileri dört temel gruba ayırıyor:
1) Doğrudan doğruya ilah olduğunu iddia edenler
2) Dolaylı yoldan aracı olanlar (İlahlaştırılan bir nesne ya da kişiye yaklaşmakta aracı)
3) Allah’a yaklaşmakta aracı olanlar
4) Kuran’ı tekeline alanlar
Mevdûdî, bu küçük kitapta İslâm’a göre siyaset sisteminin prensiplerini ve devletin nasıl olması gerektiğini de anlatıyor. Olması gereken yönetim biçimini “ilâhi, şura içeren bir hükümet” şeklinde özetleyen Mevdûdî, bu yönetim şeklinde sınırlı yönetim hakkı verilen yöneticilerin denetimine ve azledilebilmesine dikkat çekiyor. Devletin koyabileceği yasaklar ve koyması gereken kurallar sıralanırken ulus devletin tek tipleştirme politikası da eleştiriliyor.
Yöneticiler nasıl denetlenecek?
En sıkıntılı mesele olarak ise “devletin yapısını” göstermek mümkün. Görevden alınabilen, karar vermek, kanun çıkarmak için şûraya danışan ancak çoğunluğun kararı her zaman doğruyu göstermeyeceği için bilgi sahibi olduğu ve İslâmî olarak daha doğru olduğuna inandığı bir mesele hakkında çoğunluğun kararına uymak zorunda olmayan bir yöneticinin bulunduğu bu sistem, yöneticilerin gerçek manada adaletli ve erdemli olmalarını gerektiriyor. Yöneticilerin kişisel hırs ve istekleri ile değil, ilâhî kurallara göre karar verebilmesi için bu özellikler bir şart halini alıyor. Bu yüzden şûradan önce kendi vicdanı ile denetlenen yöneticilerin varlığı, bu sistemin kurulabilmesi ve sürdürülmesi bakımından büyük önem arz ediyor.
Yöneticiyi görevden alabilen şûra üyelerinin seçimi de son derece mühim. Zira şura “ele geçirilebilecek bir kale” yapısındaysa yönetici siyasî ya da etnik bir takım sebeplerle haksız yere görevden alınabilir. Bu ise sistemin sonu demektir.
İslâm’da Siyâsi Sistem, daha ayrıntılı fikirler edinmek için okuyup hakkında düşünülmesi gereken bir kitap olarak meraklılarını bekliyor.
Görkem Evci / dünya bizim