Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Arapça dersinde de mi Atatürk?!

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İhtiraslar ve Muhterisler Çağında Yaşamak / Atasoy Müftüoğlu

Türkiye ve Bölgede Demokratikleşme Süreci

Şeyh Abdunnasır Cibri : "Tasavvuf bilinci inşa edilmeden ümmet ayağa kalkmaz!"
Tasavvuf bilinci inşa edilmeden ümmetin ayağa kalkması mümkün değildir. Tasavvufu, bir hareket olarak ya da bir bidat olarak görmeyelim. Tasavvuf, Allah ile kuvvetli bir bağdır. Tıpkı Allah Rasulü'nün Hira'ya çekilmesi gibi... Tasavvuf, insanın kendi nefsinden önce Allah'ın rızasını önemsemesidir. Tabii, bu benim bakış açım... Ben felsefi anlamda bir tasavvuftan bahsetmiyorum; bizim böyle bir anlayışla alakamız yok... Biz ilmi anlamda ve dünyaya bağlanmamak, nefsi temizlemek gibi ameli boyutta tasavvufu destekliyoruz. Bu noktada, İmam Gazali'nin, Abdulkadir Geylani'nin anladığı tarzda nefis tezkiyesinin ya da eğitim anlamında çabayı içeren tasavvufun geri dönmesi amacıyla gayret etmeyi önemli görüyoruz.
21/10/2011 / 21:41

Şeyh Abdunnasır Cibri, Beyrut'taki "Kulliyyetu-d Da'wa" Müessesesinin dekanlığı görevini yürütüyor... Yaklaşık 1000 öğrencisi bulunan Külliyye'de, şer'i ilimler başta olmak üzere, çeşitli bölümlerde dersler veriliyor...

Aynı zamanda Suriye'deki Ebu Nur Üniversitesi'nin kurucusu olan Nakşibendî şeyhi Ahmed Kuftaro'nun da öğrencisi olan Şeyh Cibri, bir dönem Fethi Yeken'in başında bulunduğu İslami Amel Cephesi'nde görev yapmış; fakat sonraki süreçte birtakım fikri ayrılıklardan ötürü, Cephe'den ayrılarak, şu an başkanlığını yürüttüğü Ümmet Hareketi'ni kurmuş...

Şeyh Cibri, kendisini "ümmetin hizmetçisi" olarak vasıflandırıyor... Yaşayışıyla, konuşmasıyla ve tavırlarıyla, muhatabını etkileyen bir samimiyeti var üstadın...

Sufi gelenekten gelmesi dolayısıyla sahip olduğu güzel özelliklerinin yanı sıra, önde gelen aydınları aratmayacak tarzda dünya siyasetini okuma kabiliyeti ile de ayrıca insanı kendine hayran bırakıyor...

Hocaları Nakşibendî şeyhleri olan Şeyh Abdunnasır Cibri, felsefi anlamda değil ameli anlamda Sufi'yim diyor ve ekliyor: "Tasavvuf bilinci inşa edilmeden ümmetin ayağa kalkması mümkün değildir. Tasavvufu bir hareket olarak ya da bir bidat olarak görmeyelim. Tasavvuf, Allah ile kuvvetli bir bağdır. Tıpkı Allah Rasulü'nün Hira'ya çekilmesi gibi..."

Bizim için ufuk açıcı olan bu söyleşinin, siz değerli okuyucularımız için de yararlı olmasını temenni ediyoruz:  

İsmail Duman: Hocam, müsaadenizle tasavvufa bakış açınızı sorarak başlayalım söyleşimize. Sufi gelenekten geldiğiniz bilmekle birlikte, aynı zamanda siyasi bir hareketin de başkanlığını yürütüyorsunuz. Bu ikisini nasıl mezcediyorsunuz hayatınızda?

Şeyh Abdunnasır Cibri: Tasavvuf bilinci inşa edilmeden ümmetin ayağa kalkması mümkün değildir. Tasavvufu, bir hareket olarak ya da bir bidat olarak görmeyelim. Tasavvuf, Allah ile kuvvetli bir bağdır. Tıpkı Allah Rasulü'nün Hira'ya çekilmesi gibi... Tasavvuf, insanın kendi nefsinden önce Allah'ın rızasını önemsemesidir. Tabii, bu benim bakış açım... Ben felsefi anlamda bir tasavvuftan bahsetmiyorum; bizim böyle bir anlayışla alakamız yok...  Biz ilmi anlamda ve dünyaya bağlanmamak, nefsi temizlemek gibi ameli boyutta tasavvufu destekliyoruz. Bu noktada, İmam Gazali'nin, Abdulkadir Geylani'nin anladığı tarzda nefis tezkiyesinin ya da eğitim anlamında çabayı içeren tasavvufun geri dönmesi amacıyla gayret etmeyi önemli görüyoruz.

Kısacası; tasavvuf derken, Allah'a yakınlaşmayı ve dünyadan uzaklaşmayı anlatan tasavvufu kastediyoruz... Yoksa, dünya ile tamamen irtibatı kesmekten bahsetmiyoruz.

Biz Allah'a ulaşmak istiyoruz. Bu ulaşma yalnızca Allah'ın bize gösterdiği yol ile mümkündür. İslam'ı Allah'a ulaşma amacıyla istiyoruz. İslam bir hedef değildir; bilakis İslam, yoldur. Hedef ise Allah'ın rızasına ulaşmaktır.

Tabi ki Allah'a ulaşma gayesinde olmayan bir insan için dünya, en güzel yerdir. Ancak eğer Allah'a ulaşma çabası içerisinde isen onun çizdiği yolu takip etmen gerekir. Yolun ne olduğu hususuna gelince; âlimler ilk sıraya şeriatı, ikinci sıraya da hakikati yerleştirmişlerdir. Ancak bunların hepsinden önce ibadetlerinde derinleşmelisin:

"Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku."

"Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın." 

Dünya elinde olsun; ama kalbine asla girmesin. Bunu başardıktan sonra her şey kolay olacaktır. Dünyaya sahip olabiliriz; ama önemli olan dünyanın bize sahip olmamasıdır. Bizim tam olarak, buna ihtiyacımız var.

Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz; Nakşibendî misiniz mesela?

Ben Nakşibendî şeyhlerinin öğrencisi olmakla birlikte, tarikatçı olmaktan ziyade bir hizmetkâr olmayı tercih ederim. Âlimler derler ki: "Sen bir yandan insanları hayra çağırırken, bir yandan da çağırdığın şeyleri yapmaya gücün yetmiyor olabilir." Ben işte böyleyim...

Siyaset ile ilişkinizi nasıl açıklıyorsunuz? Sufi geleneğin siyasetle doğrudan ilişki içerisinde olmasına çok alışık değiliz bölgemizde...

Her insan siyaset hakkında konuşamaz. Bazen siyaset amelleri yok eden bir durumu da beraberinde getirebilir.

Ben daha önceden siyaseti bilirdim; ama siyasi çalışmaların içerisinde bulunmazdım. Refik Hariri suikastından sonra ise, durum tamamen değişti. Sünni hareketlerin bozulmaya başladığını gözlemledim. Sonra Allah'ın izni ve yönlendirmesi ile iki şeyi esas alarak siyasete girmeye karar verdim: Birincisi, siyasi duruşumuz, direnişle beraber olmalıydı; ikincisi ise, Suriye karşıtı olmamalıydık...

Neden "Suriye karşıtı olmamak"?

Biz, kesinlikle zalim devletleri desteklemiyoruz. Ancak bizim, fıkıhta ve fıkıh usulünde mevcut olduğu gibi "büyük zararı küçük zararla def etme" sorumluluğumuz var. Ben siyasete fıkhi kaideler çerçevesinde yaklaşıyorum. Çünkü fıkıh kaideleri, yalnızca namaz ve abdestin hükümlerini tespit etmek için değil; bütün bir dünyayı ilgilendiren meselelerde hüküm koymak içindir.

Bana göre; eğer Suriye'de yönetim düşerse, sorun Suudi Arabistan'a, Türkiye'ye, İran'a, Pakistan'a yayılacak. Amerikalı politikacılar da bundan söz ediyorlar. Biz küçük zulmü, büyük zulme tercih ediyoruz. Bugünkü devrimler, İslami çizgileri olan bir yönetim talep ediyor olsalar ve bu çerçevede düzenli bir liderlik oluşturabilselerdi; kesinlikle onları desteklememiz gerekirdi. Bunu, zulmü kaldırmak ve adaleti dünyada hâkim kılmak için yapmamız gerekirdi. Zira bugün Avrupa, Amerika ve diğer bölgeler, zulmü tadıyorlar; bizim de Müslümanlar olarak sorumluluğumuz tüm dünyada zulme engel olmaktır.

Libya'daki gelişmeleri nasıl okuyorsunuz?

Kaddafi zalimdir; ancak bugün, NATO'nun da yardımıyla öncekinden çok daha büyük bir zulme yöneldiler. Libya, bugün yeniden emperyalist güçler tarafından ele geçirilmiştir.

Peki ya Mısır ve Tunus?

Ben Mısır'a gidip geliyorum. Mısır, Hüsnü Mübarek döneminde nasıldıysa, şimdi de aynı... Hiçbir şey değişmedi. Mısır'da yalnızca siyasi partilerin özgürlük alanları genişledi.

Mısır'daki Müslümanların da kendi aralarında ayrılıkları var. Bir kısmı Selefi, bir kısmı İhvan'a mensup, bir kısmı başka bir şey... Neticede, ancak herkes bir araya geldiğinde yapılabilecek şeyler var...

İslami Hareketleri nasıl değerlendiriyorsunuz genel itibariyle?

Birçok İslami Hareket var... Ama ben, değerlendirme yaparken, şu soruyu soruyorum: "Bu hareket Müslümanların isteklerini dikkate alıyor mu, almıyor mu? Bu hareket Müslümanların gidişatını düzeltebiliyor mu, yoksa düzeltemiyor mu?"

Ben şu an, İslam âleminde tüm Müslümanları kuşatabilecek bir liderlik göremiyorum. Bizler Suriye, Türkiye, Lübnan şeklinde ayrı devletler olduğumuz sürece, güçlerimizi birleştirmemiz mümkün değildir. Güç ancak bir araya gelerek oluşacaktır. Tabi bu birliktelik, mezhebi ihtilaflarımızla, farklı halklar ve kabilelerle beraber; ama tek bir ümmet olarak gerçekleşecektir. Biz bu konuda Allah'ın yardımına ihtiyaç duyuyoruz.

Lübnan'ın geneline baktığımızda, Müslümanların Şii-Sünni ihtilafı ve gruplar arası ilişkiler konularında bilinçli olduklarını gözlemledik... Bu şuurun oluşmasına zemin hazırlayan irade nasıl oluştu?

Tabi ki bu konuda zıt düşünenler de var. Maalesef bu kişileri sayısı daha fazla hatta... Üstelik çoğunluğu da Sünniler içerisindedirler. Bazı muhalif söylemdeki Sünnilerin, Rabbani bir kaygı taşıdıkları için değil de siyasi ve ekonomik söylemler nedeniyle değişmeye başladıklarını gözlemliyoruz.

Aslında ben, eğitimci olarak kalmayı tercih ederdim; zira siyaset, kişiyi eğitimcilikten alıkoyar. Ama, Müslümanların vahdeti her şeyden önemli olduğu için, siyasete katılmaya mecbur kaldım. Eğer bizler üzerimize düşeni yapmazsak, meydan ihtilafları körükleyenlere kacaktır...  

Müslümanlar arasındaki ilişkilerin nasıl şekillenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Bu bağlamda, Türkiye'yi ve Türkiyeli Müslümanları nasıl görüyorsunuz?

Şeyh Ahmet Kuftaro her türlü zorluğa rağmen, tüm Müslümanlarla ilişki içerisinde olmamız gerektiğini öğretti bana. Bu, büyük bir sorumluluk olmakla beraber; ahiretteki karşılığı da yüce bir şereftir. Mesela, bizim, Cezayirli kardeşlerimizle de aramızda bir beraberlik söz konusu... Ve onlar İbadiler... Biz onlarla karşılıklı görüşmelerde bulunarak kardeşliği sağlamaya çalışıyoruz. Yine, Şii kardeşlerimizle de aramızda bir birliktelik var. Üstelik Şia ve İbadilik birbirinin tamamen karşısında yer alan iki ayrı mezheptir. Çünkü İbadilik, Haricilerin bir koludur. Ama tarih boyunca birçok inanç esaslarında düzeltmeler yapmışlardır.

Bizim yine Irak'taki kardeşlerimizle de aramızda bir işbirliği söz konusu... Aynı zamanda Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerle de ilişkilerimiz var... Mevlana Halid Nakşibendî anısına, Irak'ın kuzeyinde-Süleymaniye'de- tasavvuf üzerine bir konferans düzenledik. Bu ayın sonunda Mısır'da yine bir konferans gerçekleştireceğiz. Bunların yanında Türk kardeşlerimizle bir işbirliği içerisine girilmesi de bu ilmi hareket için yanlış olmayacaktır. Bilakis, biz bu işbirliğinden mutlu oluruz; çünkü biz, Türkleri İslam ümmetinin temel taşlarından biri olarak kabul ediyoruz.

Osmanlı Devleti'nin çöküşü ve ülkelere ayrılmamız sonrasında öne çıkan dört devletten söz etmemiz mümkündür: Mısır, Türkiye, İran ve Pakistan... Ancak bu bölgelerde mevcut olan iç karışıklıklar da karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı engellemektedir.

Yüzyıllardır Türkiye, Müslümanların başkenti vazifesini görmüştür. Ancak Türkiye ile diğer bazı Müslüman ülkeler arasında ticari ilişkiler olmakla birlikte; ümmet adına bir ilişki söz konusu değildir. Biz Türkiye halkını, mezhebi taassuptan uzak, dengeli bir halk olarak görüyoruz.   

İnşallah bundan sonraki süreçlerde işbirliklerini arttırmayı umuyoruz...

Bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz efendim.

Ben teşekkür ederim. Tekrar hoş geldiniz.


İsmail Duman / Dünya Bülteni

1 Yorum

ethem 09-02-2012, 02:53:33
Tasavvuf modernite ve akilla nasil aklanir
tasavvuftaki sorgusuz sualsiz seyhe kul olma anlayisi ile bugun dunyanin her yerinde hakim olan sorgulayan arastiran ve anlayan birey anlayisi nasil birlikte var olur. Allah 'in kitabinda dedigi akletmiyor musunuz kismini nerede kullanacak bu tasavvufcular. Akli her turlu iste kullanip tasavvufa gelince sorgulamayi birakmak neden. Allah tan gelen kanun mu bu? Nasil bi celiski boyle? Yoksa huzuru akli kiraya verip islettirmek te mi buluyor vatandas. Saygilar

Yorumların tamamı için tıklayınız.

Diğer Haberler

Kur'an merkezli bir okuma derneği Okuder

Şeyh Abdunnasır Cibri : "Tasavvuf bilinci inşa edilmeden ümmet ayağa kalkmaz!"

Mahir Hammud ile İslam Dünyası Üzerine

Vehbe ez-Zuhaylî ile röportaj

Mehmet Çelen'le Fıkıh üzerine

Emin Saraç Hocaefendi İle Hasbihâl

Hasan Turabi : "Devrimler yenilikçi İslam'la başarıya ulaşır"

İlhami Güler "Tanrı'nın Ruhundan Üflemesi Size Vicdan Vermesidir"

"Kenan Çamurcu" Röportajı

Babanzade'nin "Mukaddime" si üzerine..

'Mevcut dindarlık anlayışı Türkiye'yi taşımaz'

Ahmed Kalkan ile "Demokrasi" üzerine

Mutlak Kurtuluş Demokraside Değil, Allah’ın Vahyindedir! / Rıdvan Kaya

Kur'an'daki Peygamber / Prof.Dr.Hayrettin Karaman

Arap devrimleri kutsal birer ayaklanmadır! / Şeyh Raid Salah

ARTIK İSLAM DÜNYASI PRANGALARINI KIRMAYA BAŞLADI

Babanzade Ahmed Naim Üniversiteden atılmıştı!

İslami hareketin Dili-I

İslam ve Modern Hayat üzerine / Prof.Dr.Hayrettin Karaman

Irak'ın Fadlallah'ı ile...

İslam Dünyasında Kaynaklara Yaklaşım ve Çözüm Arayışları üzerine Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu ile söyleşi.

Bülent Şahin Erdeğer'le "İslam ve Sosyalizm tartışmaları" üzerine söyleşi

Ferhat Kentel ile köylülük üzerine söyleşi

Türkmen : İslam dünyası, İç Cahiliyeye düşmenin bedelini ödüyor.

Said Nursi, sürgünde bir muhalif olarak yaşamını sürdürdü!

Ahmed Kalkan'la "güzelleşme"söyleşisi

Ali Bulaç : İslamcılık bu toplumun dinamik gücüdür

Çağdaş Ümmilikten Kurtulmalıyız / Dr.İmadüddin Halil

Muhammed Mutahhari ile röportaj

Mehmet Çelen'le Reşid Rıza Üzerine Söyleşi

Ne Soğuk Savaş Ne Yeni Dünya Düzeni

Türklük nasıl daha doğru anlanabilir?

Kemal Burkay : Kürt Ergenekonu var!

Açılım, Kemalizmin Enkazını Temizlemektir

Türk ve Kürt ulusalcıları batılılaşmaktan yana

Hayri Kırbaşoğlu ile "Toplum" ve "İslam Toplumu" üzerine söyleşi

Cengiz Duman'la "Kur'an Kıssaları" üzerine söyleşi

Ahmedinejad ile kapsamlı söyleşi

CEMİL MERİÇ'İN SON SÖZÜ...

"Gerilla Kıyafetini Çıkarırdık"
YAZARLAR  

Mustafa Büyüksoy

Cengiz Duman

Erhan Koç

Atilla Morçol

Ömer Faruk Karataş

Bülent Şahin Erdeğer

Levent Baştürk

Murat İmirza

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Lütfü Şener

M'Ali Uzun

Nurullah Erkoç

Muhammet Elbir Habiboğlu

Nur Dinçkan

Üstad Mevdudi’nin Tasavvuf’a Bakışı
26/04/2012 - 22:58

SÖYLEŞİ  

Kur'an merkezli bir okuma derneği Okuder

Yusuf el Karadavî’nin eserlerini basan Nida Yayınları’ndan Recep Songül ile, Okuder ve Karadavî üzerine konuşuldu..

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Hayrettin Karaman

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

Mustafa İslamoğlu

Selefiyye'den Kur'an Müslümanlığına
09/07/2011 - 22:02

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz