Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni - Brüksel
Cumartesi günü 82 ülkede, 951 şehirde yüz binlerce insan sokağa inerek genel gidişata tepkilerini dile getirdiler. Eleştirilen yalnızca neoliberalizmin kendisi değil aynı zamanda halkın siyasi agoradan atılmak istenmesi ve gözlemlenen yarı demokratik durum. Batı hızla Atina demokrasisinden Sparta demokrasisine "dönüş" sinyali veriyor. Siyasette gözlemlenen demokrasiden çok parti(para)krasinin , şeffaflıkta çok karanlık, girift ve tehlikeli ilişkilerin egemenliği dillendirilen eleştirilerin başında geliyor. Eylemciler için 2008'den bu yana Batı'da yaşanan finans krizi kralın çıplak olduğunu gösterdi.
Madrid'de 15 Mayıs'ta La Puarta del Sol meydanında başlayan oturma eylemleri hızla başta İspanya olmak üzere dünyanın çeşitli şehirlerine yayıldı. Kimi Wall Street'i, kimi Londra'daki City'yi , kimi de Frankfurt'taki AB Merkez Bankası'nı ele geçirmek için günlerdir önünde kamp kurmuş bekliyor. Başarılı olup olmamaları bu noktada çok önemli değil. Önemli olan gönderdiği mesaj olduğunu düşünüyoruz. Yaşananların siyasi sonuçları olabileceğini İspanya örneğinde gördük. Kamuoyu yoklamaları İspanyollar'ın 20 Kasım'da Zapatero hükümetini bekleme odasına alacaklarını gösteriyor.
Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde 2012 yılı seçim yılı olacak. Büyük bir olasılıkla son olarak Danımarka ve Portekiz'de gözlemlenen iktidar değişiklikleri devam edecek. Krizin diğer AB ülkelerine bakarak çok daha iyi yöneltildiği Almanya'da bile eyalet seçimlerinde Merkel'in çıkardığı sonuçlara bakılırsa , genel seçimlerin sürpizlere sahne olacağını düşünüyoruz.
Fransa'da Sarkozy döneminden akıllarda kalacak olan en önemli noktalardan biri zenginlerin V. cumhuriyette hiç olmadığı kadar korunduğu gerçeği olacaktır. Michel Pinçon ve Monique-Pinçon Charlot "Le Président des riches " (Zenginlerin cumhurbaşkanı) adlı ortak sosyolojik çalışmalarında -Sarkozy döneminde- 'siyaset dünyasıyla kapital sahipleri arasında ensest bir ilişkinin kurulduğundan' söz ediyorlar. Fransa, orta sınıfının biraz daha fakirleştiği , zenginlerin daha az vergi ödediği veya ödemediği bir ülkeye dönüştü. Fransa'nın zenginlerine gösterdiği ayrıcalık ne Amerika'da ne de İngiltere'de görülebilir.
Eylemcilerin zenginlere gösterdikleri tepki yalnızca daha az vergi ödemeleri veya korunmalarından kaynaklanmıyor. Bu durum aslında 20. yüzyılın ikinci yarısında aşıldığı düşünülen kapitalist-kapital ilişkisinin aslında aşılamadığını da gösterdi. Yeni dünyada zengin, orta sınıf ve fakirlerin eşit fırsatlara sahip olduğu düşüncesinin gerçek olmadığı tam aksine fırsatların tek taraflı olduğu ve her durumda öncelikli olarak korunanların güçlülerin-zenginlerin olduğu görüşü bu grupları dehşete düşürdü. "Tahsilli fakirlere" dönüşmemek için ekonominin insanların hizmetinde olmasını tersinin olmamasını bekliyorlar. Yaşananlar neoliberal görüşün düne kadar savunduğu "fırsat eşitliğinin" de tartışılmasına zemin hazırladı.
Kriz aslında uzun zamandır siyasi arenadan uzaklaştırılan halkların dönüşüne de tanık olmakta. Bu durum hem Amerika hem de Avrupa için geçerli. Küreselleşmenin nimetleri global ölçekte tek taraflı olarak paylaşılırken, dünyanın farklı noktalarında, bu sistemin yol açtığı hasarlara pek değinilmiyordu. Ancak şimdi küresel ölçekte kapitalizmin yol açtığı hasarlar daha fazla sorgulanır oldu.
Bu noktada dünya genelinde sokağa inenlerin genel beklentilerin dışında (ör. daha fazla demokrasi) ortak taleplere sahip olduklarını söylemek zor. İspanya'da "¡ Democratia Real Ya ! " (Gerçek demokrasi, şimdi) hareketinin öncelikli beklentileri : seçim yasasının değiştirilmesi, adayların önseçimle belirlenmesi, yolsuzluğa adı karışmış olanların siyasetten uzaklaştırılması, zenginlerden daha fazla vergi alınması, sosyal devletin güçlendirilmesi. İtalya ve Yunanistan'da ki eylemciler hükümetlerinin yanlış politikaları sebebiyle faturanın orta sınıf ve fakirlere kesilmemesini istiyorlar. İsrail'de kiraların yüksek olmasına tepki gösteren yüzlerce İsrailli aylardan beri sokakta kurdukları kamplarda yaşayarak hükümetin konuyu çözmesini bekliyorlar. İngiltere ve Amerika'da ki eylemciler krizin sorumlusu olarak finans çevrelerini gördüklerinden City ve Wall Street'in reforme edilmesini talep ediyorlar.
Liberalizm düşüncesine yaptığı katkılarla anılan John Locke, halkın doğuştan yaşam, özgürlük ve mülkiyet hakkına sahip olduğu ve bu hakların korunamaması durumunda toplumunsal isyanın-devrimin bir hak olduğunu söyler. Devrimle amaçlanan devlet aygıtının ortadan kaldırılması değil tam aksine düzeltilmesi. New York'tan Atina'ya , Tokyo'dan Londra'ya sokaklarına inen yüz binler 2008'den bu yana iktidarların halka rağmen empoze etmeye çalıştıkları politiakların yanlışlığına işaret ederek düzeltilmesini bekliyorlar. Iktidarların Dünyada 82 ülkede ve 951 şehirde sokağa inenlerin siyasi hareket dönüşmesi mümkün görünmese de sivil harekete dönüşme şansı var. Ancak bunun için "ortak düşünülmüş" bir çatının oluşması gerekiyor.
Kapitalizmi diğer sistemlerden ayıran en önemli fark hareketleri bir şekilde pasifize etme , talpeleri bir sekilde karşılama gücüne sahip olmasında gizli. Sokakları dolduran gençler kapitali elinde bulunduruanlar için bir tehdit olarak görülmediğinden eylemlerin faturası ancak siyasi iktidarlara kesilecektir. Kapital sahipleri dünyanın çesitli noktalarında hareket ederken , şirketlerde (ör. faksa, telefona bakmak durumunda olanların) ve fabrikalarda sabit kalması gerekenlerin ayağa kalkması ve hareket etmesi denklemi tamamen değiştir. Bazı kapital sahiplerinin (ör. Soros) eylemlere destek vermesi ve rahatsızlık sebebi olmaması dünyanın daha o noktada olmadığını gösteriyor.