Usûl kitaplarında ictihâd bahisleri bir kitâb ya da bâb içerisinde işlenirdi. Usûlcü bu bölümde genelde şu konulara yer verirdi: İçtihadın tarifi, şartlarının beyanı, çeşitleri, Rasûiullah'ın (s.a.) ictihâd ile amel edip etmediği, Rasûlullah (s.a.) döneminde sahabenin ictihâd ile amel edip etmediği, müctehidler arasında isabet eden tek bir kişi midir? (Yani doğru mutlak ve tek midir?) Yoksa nisbî ve birden çok mudur? Hangi konularda ictihâd caizdir, hangi konularda değildir?...
Bu gibi konuların arkasından Taklîd bahsine geçilir ve aynı üslup ile konu işlenirdi.
Hicrî sekizinci asırda İbrâhîm b. Mûsâ eş-Şâtıbî (ö. 790) el-Muvafakat adlı kitabını yazmış ve ictihâddan farklı bir şekilde söz etmiştir. Ona göre ictihâd iki temel esas üzerine kurulu fikrî bir mesaîdir:
Bu esaslardan biri Arap dilinin inceliklerini ve üslup çeşitlerini tam olarak bilmektir. Müellif bunları, Arap dili mütehassıslanyla Fıkıh Usûlü yazarlarına bırakmıştır.
İctihâd için gerekli olan diğer esasa gelince bu ona göre hikmet sahibi olan Şâri' Teâlâ'nın hükümlerde gözetmiş olduğu şer'î maksatları tam olarak bilmektir. eş-Şâtıbî'den önce gelen usûlcüler şer'î maksatların bilinmesi konusuna gereken ilgiyi göstermemişler, sadece illetin kısımlarından bahsederken sözün gelişine göre bazı atıflarda bulunmakla yetinmişlerdi. eş-Şâtıbî ise, sözü edilen kitabını sırf bu konu için yazmıştır. Kitap son derece değerli ve pek ehemmiyetlidir. Şâri'in hükmünü ve onda gözetmiş olduğu maksatları kavrayabilmek için zarurîdir. Bu kadar kıymetli bir eser olmasına karşın, usûlcülerden hakettiği gerekli ilgiyi görememiş, haksız bir ilgisizliğe maruz kalmıştır. Çünkü usûl ile ilgilenenlerin zihninde Hükmün ta’lîli caiz olmaz; çünkü illet munzabıt değildir. Hal böyle olunca onun üzerinde durmak ve araştırma yapmak pek çoğunun kanaatine göre boşuboşuna yapılmış lüks zihnî bir mesaîden öteye geçmeyecektir. şeklinde bir düşünce yer etmiştir. Kitap matbu ve mütedavildir. Keşke Fıkıh Usûlü okutanlar ya da bu konuda metot geliştirmek durumunda olanlar, araştırmacıların özellikle de kıyas, ta'lîl ve ictihâd konularında yoğunlaşmak isteyenlerin dikkatlerini bu değerli esere çekebilseler.
Asrımızda iki büyük üstad Makâsıdu'ş-Şerîa konusuna önem vermiş ve bu konuda eser yazmışlardır. Bunlardan biri İbn Aşûr, diğeri ise Allâlu'l-Fâsî'dir.
İbnu'l-Hümâm (ö. 861), et-Tahrtr adlı kitabını yazmış, talebesi İbn Emîr el-Hâcc (ö. 879) da et-Takrîr ve't-Tahbîr adını verdiği bir eserle onu şerhetmiştir. Hem kitap hem de şerhi matbûdur. Bu eser Hanefiyye ve Mütekellimîn mesleklerinin birleştirilmesi yoluyla yazılmış bir kitaptır. Emîr Pâdişâh tarafından yapılmış Teysiru't-Tahrîr adında başka bir şerhi daha vardır.
el-Kâdî Alâu'd-dîn el-Merdâvî (ö. 885), hicrî 763 de ölen İbn Müfellah'a ait Usûl'ü ihtisar etmiş ve Tahrîru'l- Mankûl ve Tehzûbu İlmi'l-Usûl adını vermiştir. Araştırmacılardan biri eserin tahkikini yapmıştır ve yakında basılması beklenmektedir. Aynı araştırmacı bizzat İbn Müfellah'ın Usûl'ünü de tahkik etmiştir.
Daha sonra Hanbelî âlimlerinden İbnu'n-Neccâr el-Futûhî, el-Merdâvî'nin Tahriru’l-Mankûl ve Tehzîbu ilmi'l-Usûl'ünü ihtisar etmiş sonra bu muhtasarı güzel bir şekilde şerh etmiştir. Bu şerh, son dönemlerde yazılmış en derli toplu (cami) ve güzel usûl kitabı olarak kabul edilir. Mısır'da eksik olarak basılmıştır. Sonra iki büyük üstad çıkarak eseri tahkik etmişlerdir. Bunlar, Dr. Nezih Hammâd ile Dr. Muhammed ez-Zuhaylî'dir. Mekke'de bulunan Külliyetu'ş-Şerîa'ya bağlı Merkezu'1-Bahsi'l-İlmî eserin neşrini üstlenmiştir. Çoğu çıkmıştır, kalan kısım ise halen basılmaktadır.
Hicrî on ikinci asırda Buhârali Hanefî âlim Muhibbullah b. Abdi'ş-Şekûr (ö. 1119) Müsellemu’s-Sübût adlı usûl kitabını yazmıştır. Bu Hanefîlerce yazılmış son devre kitapları içerisinde en ince ve derli toplu olanlardan biridir. Hem ayrı olarak, hem de bir şerhi ile birlikte Hindistan'da basılmıştır. Meşhur şerhi Fevâtihu'r-Rahamût ile birlikte, el-Gazzâlî'nin el-Mustasfâ'sı ile birlikte de birçok defa basılmıştır.
Saydığımız bu kitapların tümü, zikrettiğimiz yollarla yazılmıştır. Hepsinin de mihverini, kendi imamlarının mezheplerinin tebarüz ettirilmesi, muhaliflerin mezheplerinin de iptal edilmesi anlayışı teşkil eder. Hicrî altıncı asırdan tâ günümüze kadar, müslüman fakih için ictihâd esnasında kendisini hataya düşmekten koruyacak bir araştırma, değerlendirme ve inceleme metodu olacak şekilde Fıkhın Esasları'nı takdim etme çabasında bir kitap bulamamaktayız. Ancak Üstad Mustafa Abdurrezzâk'ın Temhîd li Târihi'l-Felsefe el-İslâmiyye adlı kitabında geçen işaretler bunun bir istisnâsıdır diyebiliriz. Talebesi Dr.en-Neşşâr Menâhicu'l-Bahs adlı kitabında Üstâd'ın bu işaretlerini beyan ve izaha çalışmıştır.
Hicrî on üçüncü asırda el-Kâdî eş-Şevkânî (ö. 1255) çıkmış ve Irşâdu'l-Fuhûl adlı usûl kitabını yazmıştır. Bu kitap hacminin küçüklüğüne rağmen usûl ile ilgili muhtelif görüşlerin iyi bir özeti mahiyetindedir. Eser, kısa fakat manayı bozmayacak şekilde ileri sürülen görüşlerin delillerini de zikreder ve üstün gördüğü görüşleri tercih eder. Eser, mukayeseli Fıkıh Usûlü okumak isteyenler için iyi bir ders kitabı olabilecek özelliktedir. Birçok defa basılmıştır. Bildiğimiz kadarıyla hiçbir ilmî kuruluşta, bu iş için çok uygun olmasına rağmen ders kitabı olarak okutulmamaktadır. (1) Muhammed Sıddîk Han (ö. 1307), İrşâdu'1-Fuhûl’ü özetlemiş ve adına Husûlu'l-Me'mûl min İlmi'l-Usûl demiştir. Muhtasar bir kitaptır ve matbûdur. İrşâdu'l-Fuhûl, ez-Zerkeşî'nin el-Bahru' l-Muhît'inin iyi bir özeti olarak kabul edildiği gibi, el-Mahlâvî'nin Teshîlu'l-Usül’ü de İrşâdu'l-Fuhûl’ün özeti sayılır.
Artık bundan sonra Fıkıh Usûlü alanında yapılmış çalışmaların iki mecraya girdiğini görmekteyiz:
1) Ders notları, girişler ve özetler mahiyetinde olanlar. Bunlar mütehassıs Fıkıh Usûlü hocalarının, çeşitli fakültelerdeki öğrencilerine bu ilmin öğrenilmesini kolaylaştırmak amacıyla onların mevcut eserleri anlamadaki acziyetlerini gördükten sonra hazırlamış oldukları malzemelerdir. Bunlar, Fıkıh Usûlü için ileri bir adım sayılamayacak ders notları ve araştırmalar mahiyetindedir. Bunlar çoğu kez, bu ilmin bazı problemlerinin çağdaş bir dille yeniden yazılması mahiyetindedir. Meselâ el-Mersafî, el-Mahlâvî, el-Hudarî, Abdu'l-Vahhâb el-Hallâf, eş-Şenkıtî, es-Sâyis, Mustafa Abdu'l-Hâlik, Abdu'l-Ğaniyy Abdu'l-Hâlik, Ebû Zehra, Ebû'n-Nûr Züheyr, Ma'rûf ed-Devâlîbî, Abdu'l-Kerîm Zeydân, Zekiyyu'd-Dîn Şa'bân, Muhammed b. Sellâm Medkûr... gibi üstadların yazmış oldukları Fıkıh Usûlü adlı eserler hep bu kabilden örneklerdir. Bunlar, ismi geçen hocalar tarafından Şerîat ve Hukuk fakültelerindeki talebelere verilmek üzere hazırlanmış ders notlarının kitaplaştırılması sonucunda ortaya çıkmıştır.
2) İkincisi bu ilmin problemlerinden birini alıp o konuda doktora tezi hazırlamak, ya da yazma halde bulunan eski kitapları tahkîk ederek neşre hazırlamak şeklindedir. Kuşkusuz bu eğilim, her iki şıkkıyla da bu ilim için büyük hizmetler sunmuştur. Ancak bu hizmetler üstün takdirlerimize rağmen henüz arzulanan düzeyde değildir ve bu ilim hâlâ ecdadımızın hicrî altıncı asırda bıraktığı eski yerinde saymaktadır.
(1) Bu eser. Prof. Dr. Hayreddin Karaman tarafından, İSAM'da master ve doktora düzeyindeki talebelere ders kitabı olarak takrir edilmektedir.
(2) Prof. Dr. Tâhâ Câbir el-Alvânî, Fıkıh Usulü, Koba Yayınları: 59-63.