Kur'an'ı incelediğimiz zaman aklın bir fonksiyonu olarak kullanılan akletme ile insan olma arasında bir ilişki kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda eylem olarak akletmenin keyfiyetinin ortaya konulması gerekmektedir. Asrımızın meşhur müfessirlerinden Elmalı Hamdi Yazır akletmeyi şu şekilde açıklamaktadır:
“Neden ile sonuç, eser ile müessir arasındaki alakayı; yani illiyet kanununu ve ona bağlı olan şeyleri idrak ederek eserden müessire veya müessirden esere ya da müessirin iki eserinin birinden diğerine geçmektir. Mantık denilen bu geçiş sayesinde hissedilen bir eserden, hissedilemeyen müessiri; yahut mahsus olan bir eserden, ilgili olduğu diğer bir eser, mesela görünmeyen bir arının vızıltısından henüz hissedilemeyen bal ve onun yeri keşf ve idrak olunur. İşte böyle hisssedilenden hissedilemeyene intikale vesile olan veya hissedilemeyen bir manayı keşfeden idrak aletine akıl, eyleme de akletmek denilir.” (Hak Dini Kur'an Dili)
Elmalılı Hamdi Yazır’ın bu tanımlamasını daha açık bir şekilde Creighton’da bulmaktayız:
“Akletmek bilinen gerçek veya ilkelerden hareketle, başka bir gerçeğe ulaştığımız zihni bir süreçtir. Bu geçişin temelleri genellikle elimizdeki bilgide bulunur, Bu durumda akletmenin ayırdedici vasfı arabuluculuk olarak ortaya çıkar. Biz düşündüğümüzde/usa vurduğumuzda, bazı şeylerin, diğerleri doğru olduğu için doğru olduğu sonucunu çıkarırız.”(J. E. Creighton, “Reasoning”, The Encyclopedia Americana)
Bu durumda ne akletmek bir boşlukta gerçekleşir, ne de akıl, gizemli bir şekilde gerçekleri ortaya koyan zihnin özel ve ayırdedici bir fonksiyonudur. O materyalini tamamen tecrübeden alır, onu birleştirir, yeniden düzenler ve sistematize eder.(J. E. Creighton, “Reasoning”, The Encyclopedia Americana)
İnsana da bu akletme gücü verildiği için sorumlu tutulmuştur. Kur’an’a göre akleden insan inanır ve gereği gibi amel eder. Çünkü Kur’an nezdinde aklın bu iki hareketi gerçekleştirmesi gerekmektedir.(el-Muhâsibî)
Zira Kur’an’a göre akletme, niyet ve eyleme yönelik sonuç alıcı zihinsel bir faaliyettir. Amacı ise ibret almak, olup bitenlerin arkasındaki sebepleri görmek, dolayısıyla Yaratana teslim olmaktır.
Öte yandan Kur’an’daki tefekkür, tedebbür ve akletmeye çağrıda kullanılan unsurlar, derin düşünmeye ve ince araştırmaya muhtaç olmayan sade ve açık şeylerdir. Bunların bir kısmı hissi bedihiyyattır ki insan sanattan sanatkara ulaşır; diğerleri ise toplumsal ahlakî bedihiyattır. İnsan, bunlar sayesinde Allah’ın emir ve yasaklarından onun faydalı veya zararlı olduğu sonucunu çıkarır. Zira Allah insanı yeryüzünde kendi halifesi yaparken ona vazifesini yerine getirebilecek imkanla birlikte, sorumluluğu taşıyabilecek yetenek de vermiştir. Yani ona sebepleri araştıran, her şeyde Allah’ın varlığının ve birliğinin işaretini gören bir akıl bahşetmiş, onu kullanmayanları da kınamıştır.(Yavuz Ünal-Hadisleri tespitte yöntem sorunu)